HMSA AKADEMİ: KORUMA TEKNİKLERİ

Sürdürülemez Restorasyon: Hatalı Malzeme Seçimi ve Kültür Varlıklarında Geri Dönüşü Olmayan Hasarlar

Koruma Etiği, Malzeme Uyumluluğu ve Sürdürülebilirlik Üzerine Kritik Bir Bakış
Yazar: Müge Günel // Yüksek Mimar & Restorasyon Uzmanı

Kültürel miras yapılarının korunması ve onarımı sürecinde yapılan malzeme seçimleri, yapının özgünlüğü ve uzun vadeli korunabilirliği açısından belirleyici bir rol oynamaktadır. Yanlış veya uyumsuz malzeme kullanımı, kısa vadede yapısal ya da estetik iyileşme sağlıyor gibi görünse de, uzun vadede geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabilmektedir. Bu makale, yanlış malzeme seçiminin kültürel miras yapılarında neden olduğu fiziksel, kimyasal ve yapısal bozulmaları ele almakta; bu hasarların geri dönüşü mümkün müdahale ve sürdürülebilir koruma ilkeleriyle neden çeliştiğini tartışmaktadır. Uluslararası koruma metinleri ve koruma kuramı çerçevesinde, malzeme uyumluluğunun kültürel mirasın korunmasındaki kritik önemi ortaya konulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: #KültürelMiras #YanlışMalzemeSeçimi #GeriDönüşüOlmayanHasar #MalzemeUyumluluğu #KorumaEtiği

Kültürel miras yapıları, üretildikleri dönemin malzeme bilgisi, yapım teknikleri ve çevresel koşullarıyla şekillenmişlerdir. Bu yapılar, yalnızca fiziksel bir miras değil; aynı zamanda tarihsel bilgi ve kültürel kimliğin maddi tanıklarıdır. Bu nedenle kültürel miras yapılarında gerçekleştirilen her müdahale, yapının yalnızca mevcut durumunu değil, gelecekteki korunma potansiyelini de doğrudan etkilemektedir.

Koruma ve onarım süreçlerinde yapılan en kritik hatalardan biri, özgün yapı sistemiyle uyumsuz malzemelerin kullanılmasıdır. Yanlış malzeme seçimi, çoğu zaman “daha dayanıklı”, “daha güçlü” veya “daha uzun ömürlü” olduğu varsayılan çağdaş ürünlerin tercih edilmesiyle ortaya çıkmakta; bu tercihler uzun vadede ciddi ve geri dönüşü olmayan bozulmalara neden olmaktadır.

Kültürel Miras Yapılarında Malzeme Uyumluluğu Kavramı

Malzeme uyumluluğu, onarım veya koruma amacıyla kullanılan yeni bir malzemenin; özgün yapı malzemesinin fiziksel, kimyasal ve mekanik özellikleriyle uyumlu olması anlamına gelir. Bu uyum, yalnızca malzemenin mukavemetiyle değil; gözeneklilik, su buharı geçirgenliği, termal genleşme katsayısı ve çevresel tepkileriyle vb. birlikte değerlendirilmelidir.

Tarihi yapı malzemeleri çoğunlukla düşük mukavemetli, yüksek gözenekliliğe sahip ve çevresel koşullarla birlikte “çalışan” sistemlerdir. Bu özellikler, yapının uzun süre ayakta kalmasını sağlayan temel faktörlerdir. Uyumsuz malzemelerle yapılan müdahaleler, bu dengeyi bozarak yapının bozulma süreçlerini hızlandırmaktadır.

Yanlış Malzeme Seçiminin Başlıca Nedenleri

Yanlış malzeme seçimi genellikle şu nedenlerle ortaya çıkmaktadır:

  • Çağdaş yapı malzemelerinin teknik üstünlüğünün yanlış yorumlanması
  • Kısa vadeli yapısal veya estetik kazanımların önceliklendirilmesi
  • Tarihi malzemelerin davranış özelliklerine dair yetersiz bilgi
  • Uygulama kolaylığı ve maliyet odaklı kararlar

Bu yaklaşım, kültürel miras yapılarının özgün malzeme mantığını göz ardı ederek, onları çağdaş yapı sistemleri gibi ele alma hatasına yol açmaktadır.

Yanlış Malzeme Seçiminin Yol Açtığı Çok Yönlü ve Geri Dönüşü Olmayan Bozulmalar

Yanlış malzeme seçimi, kültürel miras yapılarında yalnızca tekil bir bozulma türüne değil; fiziksel, kimyasal ve mekanik süreçlerin birbiriyle etkileşime girdiği çok yönlü bir bozulma zincirine yol açmaktadır. Bu tür müdahaleler, çoğu zaman yapının özgün malzeme sisteminin çalışma prensiplerini göz ardı ederek, kısa vadeli yapısal veya estetik kazanımlar hedeflemektedir. Oysa kültürel miras yapılarında malzeme davranışı, çağdaş yapı sistemlerinden farklı olarak esnek, geçirgen ve çevresel koşullarla dengeli bir etkileşim içinde çalışmaktadır.

Özgün yapı malzemesinden daha sert, daha yoğun ve daha düşük geçirgenliğe sahip onarım malzemelerinin kullanılması; yapı bünyesinde gerilim birikimine neden olmaktadır. Bu durum, özellikle sıcaklık değişimleri ve nem hareketleri sırasında özgün malzeme ile onarım malzemesi arasında uyumsuz deformasyonlara yol açmakta; sonuç olarak çatlak oluşumu, yüzey ayrışmaları ve özgün malzeme kayıpları meydana gelmektedir. Sert onarım malzemeleri, yükü paylaşmak yerine özgün malzemeye aktarmakta; bu da bozulmanın onarım malzemesinde değil, geri dönüşü mümkün olmayan özgün dokuda gerçekleşmesine neden olmaktadır.

Bağlayıcı malzemelerde yapılan yanlış seçimler, bozulma sürecini daha da hızlandıran kritik bir faktördür. Tarihi yapılarda yaygın olarak kullanılan kireç esaslı harçlar; yüksek su buharı geçirgenliği ve esnek yapıları sayesinde nem hareketlerini düzenleyen bir tampon görevi üstlenmektedir. Buna karşılık, kireç esaslı özgün harçların yerine çimento esaslı malzemelerin kullanılması; bu doğal dengeyi bozarak nemin yapı bünyesinde hapsolmasına yol açmaktadır. Nem hareketinin kısıtlanması, özellikle çözünmüş tuzların kristallenme süreçlerini tetiklemekte; bu durum kabarma, pul pul dökülme ve yüzey kayıpları gibi bozulma mekanizmalarını hızlandırmaktadır. Çoğu durumda bu hasarlar geri alınamaz nitelikte olup, özgün yapı malzemesinin kalıcı kaybıyla sonuçlanmaktadır.

Yüzey kaplamaları ve koruyucu amaçla uygulanan uyumsuz malzemeler ise bozulma süreçlerini daha da karmaşık hale getirmektedir. Düşük geçirgenliğe sahip kaplamalar, yapının malzeme–çevre etkileşimini kesintiye uğratarak, nemin doğal yollarla buharlaşmasını engellemektedir. Bu tür müdahaleler, bozulmayı durdurmak yerine çoğu zaman yalnızca görünmez kılmakta; hasar, kaplamanın altında ilerlemeye devam etmektedir. Sorun, genellikle kaplamanın başarısız olduğu veya özgün malzemenin ciddi biçimde zarar gördüğü ileri bir aşamada fark edilmekte; bu noktada yapılabilecek müdahaleler son derece sınırlı kalmaktadır.

Yanlış malzeme seçiminin en kritik sonuçlarından biri de, müdahalenin geri dönüşü mümkün olmaktan çıkmasıdır. Özgün malzeme kaybı, yapının tarihsel ve bilimsel değerini zedelemenin yanı sıra, gelecekte uygulanabilecek daha uygun ve daha gelişmiş koruma yöntemlerinin önünü kapatmaktadır. Bu durum, kültürel mirasın korunmasında temel kabul edilen “en az müdahale” ve “geri dönüşü mümkün müdahale” ilkeleriyle açık bir çelişki oluşturmaktadır.

Bu bağlamda yanlış malzeme seçimi, yalnızca teknik bir hata değil; kültürel mirasın özgünlüğünü ve sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit eden bilimsel ve etik bir sorun olarak değerlendirilmelidir.

Geri Dönüşü Olmayan Hasarların Etik ve Bilimsel Boyutu

Yanlış malzeme seçimiyle oluşan hasarlar, yalnızca fiziksel bir sorun değil; aynı zamanda etik bir problemdir. Kültürel mirasın korunması, yapının özgünlüğüne ve gelecekteki korunma olanaklarına saygı göstermeyi gerektirir. Geri dönüşü olmayan müdahaleler, gelecekte geliştirilebilecek daha uygun veya daha bilimsel yöntemlerin uygulanmasını engelleyerek, koruma sürecini geri dönülmez biçimde sınırlar.

Bu durum, uluslararası koruma metinlerinde vurgulanan “en az müdahale”, “özgünlüğe saygı” ve “gelecek kuşaklara karşı sorumluluk” ilkeleriyle doğrudan çelişmektedir.

Yanlış malzeme seçimi, kültürel miras yapılarında geri dönüşü olmayan hasarların en önemli nedenlerinden biridir. Bu tür müdahaleler, yapının özgün malzeme sistemini bozarak fiziksel, estetik ve bilimsel değer kayıplarına yol açmaktadır. Kültürel mirasın korunmasında malzeme seçimi; kısa vadeli kazanımlar yerine, bilimsel veri, uyumluluk ilkesi ve geri dönüşü mümkün müdahale anlayışı temelinde yapılmalıdır.

Kültürel mirası korumak, onu daha güçlü hale getirmek değil; onunla uyum içinde çalışarak geleceğe aktarılmasını sağlamaktır.

Kaynakça
  • ICOMOS (1964). International Charter for the Conservation and Restoration of Monuments and Sites (The Venice Charter).
  • Australia ICOMOS (2013). The Burra Charter: The Australia ICOMOS Charter for Places of Cultural Significance.
  • ICOMOS (1994). The Nara Document on Authenticity.
  • UNESCO (1972). Convention Concerning the Protection of the World Cultural and Natural Heritage.
  • Ahunbay, Z. (2019). Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon. YEM Yayın, İstanbul.
  • Jokilehto, J. (2006). “Considerations on Authenticity and Integrity in World Heritage Context.” City & Time, 2(1).
  • Brandi, C. (2005). Theory of Restoration. Nardini Editore.
  • Muñoz Viñas, S. (2005). Contemporary Theory of Conservation. Elsevier Butterworth-Heinemann.
  • Feilden, B. M. (2003). Conservation of Historic Buildings. Architectural Press.
  • Stanley-Price, N. (1997). “The Meaning of Authenticity in Conservation.” Conservation and Management of Archaeological Sites, 1(2).
  • Orbaşlı, A. (2008). Architectural Conservation: Principles and Practice. Blackwell Publishing.
  • Orbaşlı, A. (2017). “Conservation Theory and Practice: Why Do They Diverge?” Journal of Architectural Conservation, 23(1).